Anasayfa | Dörtdivanlılar | İletişim | Köylerimiz | Önemli Telefonlar | Sohbet | SON DAKİKA HABERLER | Ziyaretci Defteri | Haber Ara| Sitene Ekle |

Arama


Gelişmiş Arama

MİRAÇ NEDİR?

Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallâk Taşının üzerinden Miraca yükseldi.

Kategori  Kategori : Mehmet ASLAN
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 169
Tarih  Tarih : 07 Temmuz 2010 18:06

MİRAÇ NEDİR?

 

Âlemlerin Efendisi olarak gönderilen Hz. Muhammed s.a.v Efendimiz İslam dinin tebliği ile uğraşırken birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Bu zamana kadar Müslüman’ın mükellef olduğu hiçbir ibadet yok gibidir. İbadetlerle mükellef olabilmek için, ibadetlerin zeminleri hazırlanması gerekiyordu. Mekke dönemi böyle bir dönemdi. Önce İmanın esaslarının daha sonraları temizliğin ve müteakiben güzel ahlakın kabulü ve yayılması gerekiyordu.

 

Efendimiz, dinin temel esaslarının tebliğiyle uğraşırken, insanların birçok meşakkatleriyle karşı karşıya kaldılar. Kendisini koruyanlar bir bir dünyadan göçerken omzuna da birçok yükler binmeye başlamıştı. Dünyaya yetim olarak gelen, daha sonraları da öksüz olan Efendimiz, yaş kemâle ulaşıp Peygamberlik gibi Ulvi bir görevle görevlendirilip, tebliğ vazifesi ile karşı karşıya kalınca, kendisine kucak açan, ahlâkını metheden, Muhammedül emin diye anan en yakınları sırt çevirmeye başladılar, kendisine yakışmayan sözler söylediler. Bunlar yetmediği gibi ölümle tehdit ettiler, bunun için birçok kere Efendimize tuzaklar kurdular. Sıkıntılar bir birini izledi, bir yerde dayanacak hal kalmadı.

 

Hal böyleyken Habeşistan’a hicretler yapıldı. Hal böyle iken, bütün sıkıntılarını kendisine unutturacak ve birçok Peygamber’in arzu edip erişemediği hallere Cenab-ı Peygamber Efendimize ihsan etti ve O’nu Miraçla müjdeledi. Efendimizin doğumundan itibaren, miraca çıkıncaya kadar geçen zamanı göz önüne getirdiğimiz zaman Şu haller dikkatimizi çekmektedir. Efendimiz dünyaya geldiği andan itibaren birçok olayların zuhur ettiğini biliyoruz. Ama daha önemlisi Melekler tarafından kundaklanıp zaman içinde zaman yaratılmak üzere bütün semavât ve arz gezdirilmiştir. Tâki bütün âlemler, ismen bildikleri Efendimizi cismen de tanısınlar.

 

Efendimiz s.a.v adeta iade-i ziyaret kabilinden, doğumuyla kendisini görenleri kendisinin de müşahede etmek üzere Recep ayının 27. gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail a.s’mın rehberliği ve refakatinde gece yürüyüşüyle başlayan bir yolculuğa çıkmıştır. Çünkü Süleyman Çelebi’nin Mevlidinde: “Hak Teâlâ’dan erişti bir nida Yâ Muhammed ben sana kıldım atâ Ümmetini sana verdim ey Habib! Cennetimi anlara kıldım nasip” belirtmiştir. Bu yolculuk, Mescid-i Haram’dan başlayıp, oradan Mescid-i Aksa’ya, oradan da sema’ya, yüce âlemlere ve İlâhi huzura yükselmiştir. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Mescid-i Haramdan (Mekke'den), Mescid-i Aksa’ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı, daha sonra Mescid-i Aksa’ya geldi. Orada bütün peygamberler kendisini karşıladı. Miracını kutladılar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam burada peygamberlere iki rekât namaz kıldırdı, bir hutbe okudu. Bir rivayette Hz. İsa'nın doğduğu yer olan Betlaham'a uğradı, orada da iki rekât namaz kıldı. Ve bugün Kubbetü's-Sahra'nın bulunduğu yerden Muallâk Taşının üzerinden Miraca yükseldi. Yedi kat sema’ya uğradı ve semalarda bulunan Hz. Âdem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü ve selamlaştı, Onlar kendisine "Hoş geldin" dediler ve miracını tebrik ettiler. Müteakiben Hz. Cebrail ile birlikte imkân ile vü-cub ortası (kâinatın bittiği yer) Sidretü'l-müntehâ'ya geldiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam orada ikisi gizli, ikisi açıktan akan (Nil, Fırat) dört nehir gördü. Sonra her gün yetmiş meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret ettiler. Hz. Cebrail buradan öteye gitmesinin mümkün olamayacağını söyleyerek Efendimizi yalnız bıraktı.

 

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh (uzak) olan Cenab-ı Hakkın cemaliyle müşerref oldu. Burada alacağını aldı ümmeti ile ilgili Bakara Suresinin son iki ayeti ve Günde beş vakit namaz gibi iki büyük hediye ile geldi. Bir Müslüman’ın günah yükünden kurtulması ve ahlaken yücelmesi bu iki müjdeye bağlıdır.

 

Diğer hediyeleri de Bediuzzaman şöyle sıralamaktadır:

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

 

İkincisi: Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

 

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir. Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

 

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette Mü’minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak, bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

 

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nispetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir. Öyle de aciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah\'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi?

 

Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.) İnsan aklıyla kabul edilemeyecek olan Miraç olayı ancak iman’la kabul görür. İmanı olan Ebu Bekir r.a gibi’leri “O, söylediyse doğru söylemiştir” derken, inanmayanlar da dalga geçmişlerdir. Bir insanda iman yoksa o insan her konuştuğunda kendisiyle dalga geçer ve ancak kendisini küçük düşürür Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur’ân-ı Kerimde ayetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksa’ya kadarki safha Kur’ân da şöyle anlatılır: “Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram dan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir” (İsra Suresi, 1)

 

Miracın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksa’dan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle anlatılır: “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü” (Necm Suresi, 7-18.)

 

08 Temmuz 2010 Perşembe akşamı idrak edeceğimiz bu gece hürmetine; Rabbim, kendisine iman edenleri, inanılması gerekenlere inananları, bütün insanları, bu dava’ya iman edip hizmet verenleri Efendimizin şefaatine nail kılsın, va’d ettiği cennetine idhal etsin.

 

GECENİZ MÜBAREK OLSUN!

 

Mehmet ARSLAN

Dörtdivan Müftüsü

Yazdyrylabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Mehmet ASLAN

En Çok Okunan Haberler

Son Dakika Haberleri

Anket

12 Eylül ANAYASA SEÇİMİNDE OYUNUZ NE OLACAK ?




Tüm Anketler

© 2009 Tüm Hakları Saklıdır. Yazılardan yazarları sorumludur. Site yönetimi sorumlu tutulamaz.Yazı ve Şiirlere Telif hakkı Ödenmez. Gönüllü, ücretsiz yayınlanmaktadır.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi